Bugün (8 ekim Çarşamba 2008) öğle saatleri Taksimde, tarih kokan bir cadde üzerinde yine aynı tarih kokusu katsayısına sahip bir bina. Binanın girişinde, sosyalleşme ihtiyacı yüzünden akan bir amca ve ona Anadoludan gelen sıcak bir SELAMALEYKÜM.
(karşılığıda tabiki VEALEYKÜMSELAM şeklinde geldi)

Yanlış hatırlamıyorsam 4. katta ve her tarafı beyazlarla çevrili bir odadayım.

İçeri de bir yazı tahtası,  “abi biz kalabalığız masaları birleştirelim” edası ile oluşturulmuş uzun bir masa ve karşılıklı koltuklar.
Ama hiç abartmıyorum herşey beyaz. Duvarda takılı olan klimanın varlığını içerisinin aşırı sıcaklığını hissetiğiniz zaman farkediyorsunuz.

1 dk….5dk…10dk…15-20dk = Orada bulunma nedenimi unutturacak bir bekleme süresi. Ve mutlu son(mutlu bir başlangıçda olabilir) kapı tıktıklandı…içeriye bir bayan girdi.

O uzun bekleme süresinde odamla ve oturduğum koltuğumla o kadar bütünleşmişim ki kapı tıklama sesine “buyrun” şeklinde bir tepki verdim. Heralde 1 saat daha geçseydi dışarıya çıkıp evet çalışın arkadaşlar çalışın diye daha uçuk bir tepki verecektim.

Şöyle bir yükseldim ve tepeden gördüğüm kadarı ile bir bay bir bayan karşılıklı oturuyorlar. Oturuşuna bakarsak ofisin sahibide bay olan arkadaş. Ama soruları nedense bayan soruyor.
Devamını oku »

Gecenin 01:43 ‘ü RSS ve Kitap okumaktan gözlerim şaşı olmuş durumda. Faydalı olabilecekleri beynimin içinden bir boşluk bulup oraya yerleştiriyor, boşluk yoksa tarihi geçenleri silip yenilerini yüklüyorum.

Tüm bunları yaparken nedense bir telaş içindeyim. Sanki ben bu bilgileri okuyup anlamaya çalışırken birileri yarın önüme uygulama halinde sunacak düşüncesindeyim. Bu düşünce içinde olmamın nedeninide sanırım yaptığım son yurtdışı girişimlerimin gösterdiği acı gerçekler.

hakancelebi.net’i  takip eden sizler, az buçuk beni tanımışsınızdır.Açık konuşmasını, kendimden örnekler vermeyi, samimi olmayı seviyorum.

Az önce’de Eser‘ e söyledim.
“Eser babam aradı az önce hadi oğlum bir tutturamadınız diyor.
Ne bu bizim şansımız açık konuşalım bak bende mi var bir sorun?”
dedim.
Eser
‘in cevabıda sorumla aynı açıklık katsayısına sahipti.
Evet sende var sorun. Çok büyük düşünüyorsun”

Nalet olsun içimdeki bu “genç türkler gelip herşeyi değiştirecek” sözü sevgisine ama Eser çok haklı.

Birgün Amerikada Uzay Bilimi alanında bir Think-tank kurumunda toplantı yapılıyormuş ve ülkemizden prof. hocamız toplantıya katılmış. Yuvarlak masa toplantıda üretilen öngörüleri hocamız dinliyormuş ve doğal olarak diğerlerinin arasında garip kalıyormuş. Diğer bilim adamlarından birisi imalı imalı “sizin hiç astronotunuz yok değilmi” demiş.
Bizim hocamızda “uzay aracımız olmadığından astronota da gerek yok” demiş. Devamını oku »

Rss ime bomba gibi düşen bir paylaşım çok hoşuma gitti :D sizlerle paylaşıyorum…

(Tam bu yazıyı yazarken TURKÇ kanalında bir klip çıktı ağzım açık izledim :D abartmıyorum tam bir saat nette aradım sonunda buldum sizede tavsiye ederim güzel konuya değinmiş ÖzgürB - Yalan Kutusu)

Eveett biz gelelim alıcı satıcı arasına girme stratejilerimizin ikinci bölümüne. İlk bölümde dünyamız üzerinde yaşayan varlıkların temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerçekleştirdikleri etkiye karşı, bir ticari zincir tepkisi ortaya çıktığından bahsetmiştim.

Bu zincir, birbiri ile bağlantı olarak yeni sektörlerin oluşmasına yol açtığına değindik ve bunu güzel bir örnek ile modelledik.

“İşin mi yok Hakan bırak alıcı da satıcı da durumundan memnun şimdi başımıza iş çıkarma”.  gibi bir cümle kuranları buraya yönlendiriyorum. Arabanız kalkmak üzere :D

Biz de Araya Girme Projelerini incelemeye devam edelim. Devamını oku »

Çoook eskilerden bir kasabada yaşayan köylü halkı ve  bir de çok varlıklı karı koca varmış. Varlıklı karı koca uçsuz bucaksız tarlalara sahiplermiş ve bu tarlalarda köylüleri çalıştırıyorlarmış.

Emeklerinin karşılığınıda köylülere para olarak değil onların temel ihtiyaçlarını karşılayarak ödüyorlarmış. Belli dönemlerde de zengin adam çok uzakdaki şehire gidip eşi ve kendi için gerekli olan ihtiyaçları kısıtlıda olsa alıp geliyormuş.

Bir nevi kurdukları bir dünyada kendilerine bağlı, yaptıklarının karşılığında karnını doyurma ve ısınma hakkını alarak mutlu olan insanlar ile birlikte yaşamlarını sürdürüyorlarmış.

Bir gün köylülerden bir tanesi yaptığı tarla işi karşılığında aldığı tavuğu temizlemiş ve güzel bir ateş yakarak aç karnını doyurmak için kollarını sıvamış. Hazırladığı güzel sos karışımı ile de kızarmış tavuğu süsleyerek ortaya çok güzel görünen ve yemede yanında yat dedirten bir yemek çıkmış.
Tam o anda da karşıdan geçen zengin kadın bu tavuğu görmüş. Kendisi bu kadar güzel yemek pişiremediği için adamın yanına gitmiş ve “bu kızarmış tavuğu ver sana 2 tane canlı tavuk vereyim” demiş.

Devamını oku »

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş. Ve ona “Renklerin Ustası” anlamına gelen “Ranga Guru” derlermiş.

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış. Son resmini yaparak Ranga Guruya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru ise “sen artık ressam sayılırsın Raciçi. “Artık senin resmini halk değerlendirecek” diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yere koymasını istemiş. Yanınada kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerelere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmış. Birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüşki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.

Resmi alıp Ranga Guru’ya götürmüş ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yneiden resme devam etmesini önermiş. Raciçi resmi yeniden yapmış ve yine ustasına götürmüş.

Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte. Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yeri düzeltmesini rica eden bir yazıyıda bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmış. Bir kaç gün sonra meydana gittiğinde resmine hiç dokunulmadığını görmüş. Fırçalarda  boyalarda hiç kullanılmamış. Çok sevinmiş. Koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.

Ranga Guru ise “Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. Oysa ikinci konumda, onlardan hatalarını düzeltmelerini yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı cesaret edemedi…

Sevgili Raciçi mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın.

Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenlerle tartışma.

Kişisel Gelişim Dergisi Sayı 52 / Sayfa 49

Ozaman ne diyoruz. Eğitim şart:D

Herkese İyi çalışmalar…

-Yüzünü gören cennetlik dediğinizi duyar gibiyim  :D

Bir buçuk haftayı geçti sanırım yazmayalı ama suç bende değil bu mikrobloging işini çıkaranda. Mikroblog mikroblog derken makro blog yapmaya üşenir olduk, birde sweetcron çıktı başımıza bakalım ne olacak sonumuz.

Bu arada ben neler mi yaptım?
Düşüneyim hemen…….. önemli bişiy yok……. önemsiz sayılabilecek bişiy var, işten ayrıldım……. dur bakim aslında önemli bişiy var tabiki, bu hafta sonu eğitim vardı.

Milliyet ve Era Eğitim işbirliği ile Değerli Hocamız Ayça Hanımdan Satış ve Pazarlama üzerine faydalı olabilecek bilgiler kazandık.

Tabi bunları paylaşmadan da olmaz dimi. En ilgi çekici yerleri sizlerle paylaşıyorum hazır olun.
##########################

1. Günlük hayatta ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemli. Bu bağlamda
Kelimeler : %10
Ses Tonu  : % 30
Beden Dili : % 60
etkileme değerine sahip.

2. Bir müşteri marka hakkındaki kötü izlemini WOMM ile ortalama 12 kişi ile paylaşırken. İyi izlemini 3 kişi ile paylaşıyor. Bu da kötü haber tez yayılır tezini destekleyen bir yaklaşım oluyor.

Ve müşteri marka hakkındaki kötü izlemini %5 oranında şikayet kanallarına bildiriyor. Bizzat ilgili yere şikayet etmekten hoşlanmıyoruz yani.

3. Firmaların yapması gereken en önemli çalışmada gelen %5 lik şikayete ilk 24 saat içinde cevap vermek olmalıdır.

4. Erkek satışcılar görüşmeye giderken Rahat klasik tarz veya muhafazakar klasik tarz şeklinde giyinmeleri gerekir.
Aynı zamanda erkek takım elbise gömleklerinde en son düğme pantolon kemerinden 3 parmak aşağıda olmalıdır.

5. İnsanların ihtiyaçları şu şekilde sıralanıyor:

6. Bir çok insana göre Memnuniyet şikayetsizlik demektir. Halbuki şikayetsiz müşteri de her an rakip kurumun müşterisi olmaya aday durumdadır.
Ozaman bize ne lazım? Sadık Müşteri

7. Sadık müşteri nasıl yaratılır?
- Müşterinin ihtiyaçları tahmin edilmeli.
- Beklentileri karşılanmalı ve aşılmalı.
- Sorunları tahmin edilmeli ve oluşmadan önlenmeli.

Tabi bu noktadan itibaren CRM başlıyor ve bende sizi Uğur ÖZMEN hocamıza yönlendiriyorum

Herkese iyi çalışmalar…

Web 2.0 paylaşım kanallarımızı sonuna kadar açtı dedik ve şu an nerede neyaptığımızdan ne dinlediğimize kadar herşeyi paylaşıyoruz.

Bende şu an aşağıdaki videoyu izliyorum :D uzun bir sürede izleyecek gibiyim çünkü 1999 yılından Hollanda da Yulduz Usmonova ile Serdar Ortaç’ın çok güzel bir düet sergilemişler.

Dipnot: Yulduz Usmonava Özbek bir sanatçı ve Türkiye dışında çoğu yerde tanınmış biri diyebilirim. Bu zamana kadar 30 küsür albüm çıkarmış. Hatta ve hatta Candan Erçetin’ in bir zamanlar fırtınalar yaratan Yalan şarkısıda Yulduz Usmonoavaya aitmiş.

İğneli Not: Klip youtube’ de yeralmaktadır ve ülkemizden siteye giriş yapılamadığı için doğal olarak izleyemeyeceksiniz.
İzleme yolunu bilenler için link burada .

İyi eğlenceler…


Eğer burada video yerine uzun bir boşluk görüyorsanız nedenini öğrenmek için tıklayın.

Bundan 5 ay öncesine bir geri dönüş yapıp “Gelecek Web 3.0 ile Gelecek” yazıma bakarsak blog yazarlığına başlangıcımı bu yazı ile yaptığımı görebilirsiniz . Aslında bu yazı ile başlamamın sebebi, semantic web ve web 3.0 kavramları üzerinde araştırmalar yaparak, blogda bu araştırmaları sizlerle paylaştığım bir ortam oluşturmak istememdi.

Ama zamanla biraz iş yoğunluğu, birazda araştırma tembelliğinden, hakancelebi.net günümüze yani web 2.0 a doğru kaymaya başladı. Bu kayma sadece blogda değil üzerinde uğraştığımız akıllı arama motoru projesinde de kendini gösterdi
(şimdilik rafta duruyor).

Hakkımı yemeyelim şimdi :D zaman içinde yine web 3.0 ve internetin geleceği ile ilgili nacizane görüşlerimide sizlerle paylaştım. Bugünde xing beyin fırtınası grubunda dolaşırken Yasemin Yüksel  hanımın girmiş olduğu yazı çok ilgimi çekti. Sanırım onunda mail adresine gelen bu yazı, ileride teknolojinin geleceği konumu müşteri ve pizza satıcısının arasında geçen bir diyalog ile anlatmakta.

Yazıyı okuyun devamına kendimden biraz web 3.0 kodu karıştıracağım…


Operatör:
‘Pizza XXX’i aradığınız için teşekkürler.’
Müşteri: ‘Merhaba, sipariş verebilir miyim..’
Operatör : ‘Evet… siz… Bay Mehmet Selami’siniz ve Kadıköy’deki evinizden arıyorsunuz. Ev numaranız 216-733 61 62, ofisiniz 216-334 70 80 ve mobil telefonunuz 532 201 25 25…
Müşteri: ‘Bütün numaralarımı nereden biliyorsunuz? ‘
Operatör : ‘Sisteme bağlıyız efendim’
Müşteri: ‘Bir bol sucuklu, pastırmalı, kıymalı pizza istiyorum… ‘
Operatör : ‘Bu iyi bir fikir değil efendim!’
Müşteri: ‘Nasıl yani?’
Operatör : ‘Tıbbi kayıtlarınıza göre tansiyonunuz ve kolesterolünüz oldukça yüksek efendim.’
Müşteri: ‘Nasıl?… Peki ne almalıyım?’
Operatör : ‘Diyet Maydanoz-Brokoli Pizza’mızı deneyin. Seveceksiniz. ‘
Müşteri: ‘Seveceğimden nasıl emin olabilirsiniz ki?’
Operatör : ‘Geçen hafta bir kitapçıdan ‘Maydanozun Faydaları’ ve ‘Brokoli Yemekleri’ kitaplarını almıştınız efendim.’
Müşteri: ‘Tamam; teslim oluyorum… Ondan bana 3 aile boyu gönderin lütfen. Ne kadar tutuyor?’
Operatör : ‘6 kişilik aileniz için bu yeterli olacaktır efendim. Toplam 61 YTL’
Müşteri: ‘Kredi kartıyla ödeyebilir miyim?’
Operatör : ‘Maalesef nakit ödemeniz gerekecek efendim. Kredi kartınız limitini doldurmuş ve geçen yılın kasımından beri bankanıza 3720,55 YTL borçlusunuz. Buna aldığınız Plasma TV taksitleri de dahil değil üstelik….’
Müşteri: ‘Sanırım adamınız buraya gelmeden önce yakındaki bir ATM’den nakit çekmem gerekecek.’
Operatör : ‘Yapamazsınız efendim. Kayıtlarınıza göre bugünkü nakit çekme limitiniz olan 1000 YTL’yi doldurmuş durumdasınız.’
Müşteri: ‘Önemli değil, siz pizzaları gönderin.
Adamınız gelene kadar parayı ayarlarım. Gelmesi ne kadar sürer?’
Operatör : ‘Yaklaşık 45 dakika efendim; ama bu kadar beklemek istemiyorsanız 34 ZVT 666 plakalı motosikletinizle gelip daha kısa sürede buradan kendiniz de alabilirsiniz. ..’
Müşteri: ‘ Ne!’
Operatör : ‘Sistem kayıtlarına göre böyle plakalı bir scooter motosikletiniz var…’
Müşteri: ‘ *’!^ *%^**%^I7*’
Operatör : ‘Sözlerinize dikkat etseniz iyi olur efendim. Unutmayın ki 15 Temmuz 1997′de bir polise hakaretten tutuklanmıştınız…’
Müşteri: [Sessizlik.. ]
Operatör : ‘Başka bir isteğiniz var mı efendim?’
Müşteri: ‘Yok… Bu arada; reklâmınızdaki 3 şişe bedava kolayı da gönderiyor musunuz?’
Operatör : ‘Normal olarak gönderirdik efendim, ama kayıtlarınıza göre siz bir diyabetliksiniz, size Zero Cola gönderiyorum…’
Buradan itibaren ben devreye giriyorum ve bu diyaloga biraz web 3.0 karıştırıyorum.

Müşteri’nin benim arkadaşım olduğunu farzedelim ve life stream’ini (Önder Eren‘in tabiri ile hayat akışı) bana aktaran News Feed’ rss’imde kayıtlı olsun. Bilgisayarda çalışırken rss okuyucuya şu mesaj düşüyor.

Arkadaşınız Pizza XXX ‘ den Diyet Maydanoz-Brokoli Pizza satın aldı.
Sizde hemen adresinize sipariş etmek için tıklayın

Bende o an acıkmış bir durumdayım ve hemen tıklayıp Diyet Maydanoz-Brokoli Pizza siparişi veriyorum. Burada tıklamam ile sipariş yapılıyor ve arkadaşımın “Takip Edilebilir Ağız Tadı Puanı” 1 artıyor.

“Takip edilebilir ağız tadı puanı” kavramını şu anda uydurdum. Çünkü web 2.0 ‘ın sonlarına doğru gelen bu kavrama takabileceğim bir ismi ben veya başka biri henüz bulmuş değil. Yada bulunduysa bile benim haberim yok.

(Eğer yazının bu bölümünü okuyupda “birşey anladıysam ne olayım” tarzı bir cümle kurduysanız bu yazımı okumamışsınızdır demektir)

Daha sonra arkadaşımın profiline giren biri takip edilebilir ağız tadı puanına bakıyor. Eğer puanı yüksek ise daha önce  hangi yemek siparişlerini verdiğini kontrol ediyor. İsterse o kişinin hayat akışına üye olup daha sonraki yemek siparişlerinden haberdar oluyor.
(Takip edilebilir ağız tadı puanına işleyiş olarak günümüzden örnek vermek gerekirse gittigidiyor.com da bulunan satıcıların güvenirlik yüzdesi diyebilirim.)

Şu anda kurduğunuz cümleyi duyar gibiyim.
Kurduğunuz cümle : Ozaman bizim warcraft tarzı oyunlarda oynadığımız Level Experience özelliği gerçek olacakkk.

Evet o özellik gerçek olacak :D
Hakan ÇELEBİ
Ağız Tadı Puanı: 8(+1)  - Kırmızı Et
Genel Mekan Tercihi: Cafe
Genel Spor Tercihi: Futbol
PC Oyun Zevki: First Person Shooter
Kitap Tercih Puanı: 5 - İş yaşamı

bu experience level lerini sizlerde çeşitlendirebilirsiniz.

Şimdilik bu kadar, sonda bir anket var bu yazı ile ilgili geri dönüşünüz benim anlatabilme kabileyetimin ne seviyede olduğunu öğrenmem ve gelen sonuca göre kendimi geliştirmem adına önemlidir.

Herkese İyi çalışmalar…

Bu aralar, işden kalan vakitlerimde ve iftar sonrasında (ayakta kalabilirsem)  güzel ve farklı bir kitap okuyorum.  “Zirvedeki Şahin” isimli bu kitap, Anadolumuzun Toroslarında, Beyşehir ilçesinde yetişmiş Kemal ŞAHİN‘in yazdığı ve ilkokuldan şu anki konumuna kadar yaşamını anlattığı bir kitap. İş yaşamı ve yöneticilik konularında güzel tavsiyelerde bulunduğu bu kitabı özellikle 23-30 yaş gençlerine şiddetle tavsiye ediyorum.

Geçen gün 168. sayfasında okurken sizlerle paylaşmak için altını çizdiğim bir bölümünü yeni yazma fırsatım oldu, sizleri yazı ile başbaşa bırakıyor ve iyi çalışmalar diliyorum…


Vizyon Nedir
.

Vizyon ileriyi görmek, birşeye inanmak, inandığınız doğrultuda hareket etmektir.
Bu hedeflere ulaşmak için bütün güçleri seferber edip geleceği planlamanız gerekir. Herşeyden önemliside birşeyler yapabileceğinize, birşeylerin varlığına, olacağına inanmanızdır.
Daha doğrusu karanlıkta bir ışık görüp peşinden gitmenizdir.

Napolyon savaştan savaşa koşarken, bu bitmez maceradan usanan bir generali gelip “Yeter artık nereye koşuyoruz?” der. Bu yılgın komutanına, karşı dağın ardındaki yıldızı görüp görmediğini sorar Napolyon. “Nasıl Göreyim” der general, “Dağın ardındaki yıldız görülürmü”.

“Ben görüyorum” der Napolyon;
“Zamanı geldiğinde siz de göreceksiniz. Şimdilik hep birlikte o yıldıza doğru gidiyoruz.”

Bizim gördüğümüz ve izini sürdüğümüz ışık da, yaşama renk katan ürünlerimiz, mükemmle kalite ve hizmet anlayışı ile uygun fiyata sunarak, gurubumuzu dünyanın en ön sıralarına taşımaktadır. Global pazarlarda rekabetten kaçınmayarak, müşteri arzusu doğrultusunda ürün geliştirip, müşteri boyutunda konseptler hazırlayarak başarıya koşacağız.

Ben herkesi bu koşuya bu başarıya davet ediyorum. Bir zamanlar bir yöneticimizin dediği gibi;

Aslında bu başarı, bir kerelik koşu değil.
Sözünü ettiğim, ömür boyu sürecek bir koşu.
Dünya arenalarında devamlı en önleri zorlayan, koşmaktan, başarmaktan zevk alan ve birkaç başarıyla asla yetinmeyen yarışçılar olalım. Koşusunu dur duraksız sürdürecek, her seferinde birincilik ipini göğüslemek için hem kafa hem vücut itibariyle dinamik, kendisiyle birlikte koşan diğer arkadaşlarını seven şampiyonlara dönüşelim.

İşte Bizim Vizyonumuz…