Geçen yazımı hatırlarsanız, dünya’ya hükmetmek isteyen kişiler Hindistandan çıkmıştı. Ama bu sefer üstteki cümlenin sahibi kişiler ülkemizdeler. Ülkemizin her köşesinde farklı projelere imza atıyorlar ve projelerine başlarken üstteki cümleyi kullanıyor Toplum Gönüllüleri

Varız,  Çünkü Eleştirmek Değil, Değiştirmek İstiyoruz.

İşte bu tarz cümleleri seviyorum. Bu şekilde anlamlı bir slogana sahip olmak ne kadar büyük bir kazanım değil mi? İnsanların sizi anlaması için tek bir cümle yeterli oluyor.Bu öyle bir söz ki üzerine makaleler, kitaplar yazabilirsiniz. Bunun için sadece cümle üzerinde biraz düşünmeniz yeterlidir.
Örneğin İslam; Herşeyi bir kenara bırakın ve sadece şu cümleyi inceleyin ve üzerinde düşünün.Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.(Nahl 16/90)

Evet, bazen sorunları aşmamız için yapılması gerekenler bu şekilde bir cümle içerisinde saklı olabiliyor. Bir çoğumuz;

  • Neden gişelerde ücret veriyoruz?
  • Sigara insanı öldürüyor madem, herkes  bile bile neden sigara içiyor?
  • Kırmızı hat içerisindeyiz ama neden hala bekliyoruz?
    (bir bakmışın ben yokmuşum)
  • Isparta da bir uçak düştü neden?
  • Üniversite gençliği akın akın yozlaşmaya doğru gidiyor.
  • Deniz dalgası, güneş, rüzgar potansiyel enerji kaynakları.
  • Bu arabalar benzinsiz de çalışabiliyordu hani.
  • Microsoft server kurmak için danışmana neden ihtiyaç var? İleri -> İleri metodu ile server kuramazmıyız. Bunu yapan onuda yapamazmı? Mutlaka bir danışmana mı ihtiyacımız var?
  • Haber sitelerindeki yorumlarda neden insanlar birbilerine hakaret ediyor.
  • Neden yabancı bir çok büyük haber sitesi haberlerine yorumlama sistemi eklemiyor?
  • Ben neden bu yazıyı yayınlamak için 4-5 defa düşünüyorum?
  • Türkiye dışında 9 ülkede Türkçe konuşuluyor bunun anlamı nedir?
  • Siyanür havuzunda çalışıyordum bana birşey olmadı, 3 köy ileride bir koyun öldü ve ben işsiz kaldım neden?
  • Türkiye, Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip. Şimdi anladık o eğitimlerin nedenini.

Devamını oku »

Yazmaya başladığım saat [ 20:38 ]
Çok iddaalı bir söz değilmi? Üstelik haberini aldığımız / alamadığımız birçok olayın yaşandığı bu dönemde, bir dünyalı hergün işine bu cümle ile başlıyor.

Kim ki bu delikanlı, nerede yaşar? dediğinizi duyar gibiyim. Sizin gibi, aynı soruyu Başbakanımız da soruyor kendine. Yanına aldığı 3 bakanı ile soluğu bu delikanlının yanında alıyor.

- Ne iş koçum anlat bakalım.

- Dayı, ben Amerikaya okumaya gittim. Evdekilerin durumu malum, okurken çalışmak da gerekiyor.

Yazılımcı olarak başladım. Aklımda da her zaman “ah ulan keşke bu işten aldığım parayı memlekette alıyor olsam, bırak hepsini yarısını bile verseler kral gibi yaşarım” cümlesi vardı. Tesadüf ki firmanın kafasında da aynı düşünce varmış.

Ertesi gün bir uyandım, fiber optik kablolar okyanusları geçmiş, bizim memleket internete kavuşmuş.

Artık işleri memleketten yapıp Amerikaya gönderiyor, maaşı da USD olarak alıyoruz. Keyifler gıcır anlayacağın…

Sonra baktık bize verilen işler artıyor, elemana ihtiyacımız var dedik. Sen misin onu diyen. Firma 100 bin kişi oldu, bende ortağı oldum.

- Aferim aslanım.
- Dayı, bu arada o sözü sadece ben değil, bu vadide çalışan herkes söylüyor.

- Ee kısa kessss, senin memleket neresi?
- Şu an bulunduğumuz yer. Hindistan Karnataka eyaletine bağlı olan Bangalore.

- Bangalore’nin nesi meşhur?
- Gelişmekte olan silikon vadisi
Outsourcing firmaları

- Her yerde bir outsourcing kelimesi kardeşim, bu bizim bildiğimiz taşeronluk değil mi?
- Evet öyle efendim. Başkasına yük olan işleri biz yapıyoruz.

- Anlat bakalım kimlerden outsource alıyorsunuz?
- Daha çok Amerika.

Devamını oku »

Üstteki resimde gördüğünüz gibi her zaman, kısa ve uzun vadeli yapmayı planladığım tüm çalışmalarımı zihin haritam da saklarım. Yaklaşık 1 aydır haritanın bir kolu(mavi çerçeveli olan) beni sürekli kendisine çekiyordu.

Kafamı nereye çevirsem onunla ilgili bir haber / olay / açıklama, hangi eğitime katılsam konuşmacıların o alanda söylemleri vs…

Kolları sıvayıp bir derinlere inelim bakalım neymiş bu işin aslı? Neler oluyor BRIC (Brazilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkelerinde? diyerek kutsal bilgi kaynağımız ekşi sözlüğe girdim…
(Çoğu araştırmaya başlangıç yerimdir : )

Ve karşıma çıkan sonuçlar…

  • türkiye’nin içine girmekte geç kalmaması gereken topluluktur.
  • 21. yuzyilin gucleri olacak olan brezilya (hammadde zengini), rusya (petrol zengini), hindistan* (yetismis isgucu), ve cin‘in (dusuk maliyetli uretim) bas harflerinden olusan kisaltma.
  • 2050 yılında dünya ekonomisine hakim olacak ülkeleri tanımlayan bu terim ilk olarak goldman sachs tarafından kullanılmıştır.

Yazılım sektörü içerisinde bulunmamdan dolayı ismi bana yakın olan Hindistan ile araştırmaya devam ettim.

Hindistan ve Hintli kelimelerinin bende yazılım ile ilişkilenmesi lise3 döneminde (2003) başlamıştı. Isparta firmalarının peşinde “web sayfası yapıyom ben” diye dolaşırken turkticaret.net isimli, o zamanın şartlarında “DEV” diye nitelendirebileceğimiz  bir firma ile tanıştım. Bilgiye ulaşım için gerekli olan dijital telefon hattının bizim eve teğet geçtiği bir dönemde. Bir yandan Counter Strike oyununda cafe 1. si olmaya çalışırken bir yandan da bu işin inceliklerini araştırıyordum. Tabi bu süre içerisinde şehir efsaneleri üretmekten ve yaymakdan da geri kalmıyordum.
Aklıma gelenler…

  • Oğlum turkticaret.net’in Bursada gökdeleni varmış.
  • İstanbuldan - Anadoluya internet ilk oraya geliyormuş. Sonra Anadoluya dağılıyormuş.
  • Turkticaret.net’in en üst çatısında bir sürü hintli çalışıyormuş, şehire çıkmaları yasakmış.

Devamını oku »

Bildiğiniz gibi, geçen hafta “CEO’lar ile Yönetişim Maceralarım” başlıklı bir yazı dizisine başlamıştım. Aslında buna yazı dizisi değilde, eğitim günlüğü desem daha doğru olacak.

Daha önceki eğitim günlüğünde sıradaki olarak, Autodesk Türkiye Genel Müdürü Tolunay TOMRUK ile ilgili notlarımı aktaracağımı yazmıştım, ama ondan önce bu yazının daha faydalı olacağını düşündüm.

Yeni yönetişim maceram, bir süre önce yabancı ortağı ile yollarını ayıran ve şu anki adıyla KRM Yönetim Danışmanlık firmasının Genel Müdürü Kerim Paker ile geçti. KRM olarak verdikleri hizmet, firmalara İşe Alım ve Bordrolama alanlarında danışmanlık yapmak.

Verdikleri bu hizmet nedeni ile, adaylar ile sık sık mülakatlar yaparak, müşterileri için en faydalı olacak personeli seçmektedirler. Bu bağlamda bütün sektörleri iyi tanıma ve çözüm üretebilme yeteneğine sahip olmaları gerekmektedir.

Kerim Bey aynı zamanda, hem kendi kariyeri hemde firması için faydası olabilecek bir ek görev olan Akademisyen ünvanına sahiptir. (Potansiyel insan kaynağının, üniversitelerde yer aldığını düşünürsek güzel bir seçim)

Eğitime, globalleşmenin getirdiği değişimler ve bu değişimlerin firmalardaki organizasyon yapılarına etkileri ile başlayan PAKER, bizlerin yoğun soru bombardımanı sonucu sunumu tamamlayamadan eğitimi bitirmek zorunda kaldı.

Peki bu ağır bombardımana maruz kalmasına sebep olan konu neydi?

Y JENERASYONU!!!

Bu jenerasyonu kısaca tanımlarsak, 82-83 yılları ve sonrasında doğan gruba verilen isim. Bir çok kişi bu gruba Hamburger, Tüketim vs… Kuşağı gibi isimler de takmaktadır. Bu görüşede katılıyorum. Yanlız bizim tartışmamız Y jenerasyonun tüketim değil, üretim ve iş dünyası tarafındaki faaliyetleri üzerineydi.

Üstteki iki resimde, Y jenerasyonu ile önceki jenerasyon arasındaki farkı somut olarak gösteriyor sanırım.

Peki, Y Jenerasyonu ne yapıyorki ona bu şekilde bir isim takılma gereği duyulmuş?
Sıkı durun geliyorrrr…
Devamını oku »

Murat ŞAHİN Orijinal Kurucu Ortak:

Ne yalan söyleyeyim, ilk izlenimim biraz olumsuzdu. Eğitim  başladığı zaman Murat Bey CEO’s dergisinde  yaptığı röportajlardan ve başarılı yöneticilerden bahsediyordu.

Biz kendi hikayesini anlatacak birini beklerken başka CEO lardan bahseden biri ile karşı karşıyaydık.

Ama Murat ŞAHİN tam o anda bize öyle bir gol attı ki;

“Ben kendime şunu sordum, hayatım bu şekilde CEO ları kaleme almakla mı geçecek? Artık benimde birşeyler yapmam lazım”.

Evet bu sözün üstüne, hepimiz toparlandık ve salonu bir girişimcilik heyecanı sardı.
Murat ŞAHİN ve ortağı bu kararı kendi aralarında da konuşuyorlar  ve tüm işlerden hisse devirleri ile elini eteklerini çekiyorlar. Devamını da şu şekilde anlatıyor;

“Ortağım ile beraber Türkiye de hiç yapılmamış projeler yapmamız gerektiğini düşünüyorduk. Yurt dışında başarılı olmuş modelleri ülkemizde uygulamak veya kendi orijinal fikirlerimizi hayata geçirmek istiyorduk. Bu kararın üstüne, akşam üzeri ortağım ile beraber kafaları çekmeye gittik. Çıkışta haliyle ikimizde araba kullanamayacak durumdaydık ama ortağım direksiyona geçti, 100 mt gittik ve polis çevirdi. Hem para cezası hemde ehliyete 6 ay el konulması bizi baya etkiledi.

Ertesi gün sabahı içimden şunu dedim. Eğer bir şoför hizmeti olsaydı ve çıkışta arasaydık, gelir ve arabamızla bizi eve bırakırdı. Bunlar da başımıza gelmezdi.”

İşte size orijinal bir fikir. Dolayısı ile şirketin ismide Orijinal oluyor. Ve bu fikri uygulamaya başlıyorlar.

Devamını oku »

Puslu bir İstanbul sabahın da, boğazın en güzel yerindesiniz.
Etrafınızda aileler, sevgililer, balıkçılar, seyyar satıcılar vs. vs… Hepsinin ortak amacı cumartesi gününü en verimli şekilde değerlendirmek. Hepsinin odak noktası boğaz.

Sadece insanlarmı? Martılar, kediler, köpekler vs…
Hepsi yüzlerini eşsiz boğaz manzarasına dönmüşler, soğuk havanın içlerinde yarattığı titremenin keyfi ile çaylarını yudumluyorlar…
Ama ilginç bir şey var. Hemen yan tarafda bulunan bina içerisinde bir grup genç, boğaza küsmüş gibi sırtlarını dönmüşler. Pür dikkat, karşılarındaki konuşan kişileri dinliyorlar.

Sahneye çıkıp hikayesini anlatanlar ise; ‘20 sene önce keşke bizimde böyle bir imkanımız olsaydı‘ cümlesi kuran, Türk iş insanları / yöneticiler.

Bugün, boğaza sırtını dönüp sabah 10:00 dan , akşam 17:00 ye kadar dört duvar arasında pür dikkat modda duran insaların arasında bende vardım.

( Bu arada, ‘oğlum kaç gündür nerdesin sen?‘ cümlesi ile başlayan e-posta ve msn iletileri alıyorum. Özür dilerim 2 haftaya yakındır networkde fazla aktif olamadım. Yeni bir iş teklifi almıştım, orada başladım detayları sonra paylaşacağım sizinle ;)

Daha önce katıldığım eğitimlerde olduğu gibi, bu eğitimi de sizlere hakancelebi.net üzerinden aktarmaya çalışacağım. Aslında bu aksiyon, dersten sonra 24 saat içerisindeki tekrara benziyor. Kısacası blog yazarı ve okuyucu arasında karşılıklı bir kazanım yaratıyor.

İnteraktif bir şekilde geçen oturumlarda aldığım özetleri, sorduğum(uz) sorular ve cevapları sizlere sunmaya başlıyorum…

Devamını oku »

RSS ‘in ülkemizde ilk duyulmaya başladığı zamanlara dönersek, web içerik üreticileri arasında geçen diyaloglar şu şekildeydi.

- Ürün Geliştirici:
İçeriğimizi, browserdan bağımsız masaüstü yazılım ile kullanıcıların bilgisayarına aktaralım.

- Karar Alıcı: 
Böyle bir bilgi kanalı site trafiğini azaltır. Olmaz!!!-

Ürün Geliştirici:
O zaman sadece başlıkları ve yazının girişini gösteren bir haberci yapalım.

- Karar Alıcı:
Olabilir yapalım, fakat dönüşümleri rapor olarak istiyorum.

Burada bahsi geçen içerik üretim sistemini, devir daim yapan bir havuz gibi düşünebiliriz. Ürün geliştirici arkadaşımız ise, havuza su pompalayan devreyi su üstüne taşıyarak ortaya görsel bir şölen çıkarmak istiyor.

Devamını oku »

Hayrola Ne oldu….?

- Bülent Ersoy Twitter kullanmaya mı başladı ?
- Ülkemiz web girişimcileri Proje İhracatın da rekor mu kırdı ?
- Mynet bu sayfadaki “Hogeldiniz” yazısını mı düzeltti yoksa ?

hepsine de hayırrrrr.

Hala aynı tas aynı hamam devam ediyoruz. O yüzden bende modaya uyup sizleri  bu yazıma HO_GELDİNİZ diyerek selamlıyorum.

Biz bu blog denen araçlarda;

  • Twitlemenin değil sosyal medyanın önemini anlatırken…
  • Sizin kendinizin bir marka olduğunuzu hissetmenizi sağlarken
    SEN = PRIMARY_KEY = SENDEN BAŞKA YOK = ANAHTAR
  • Hatta bu marka değerinizi yükseltmeniz için gerekli olan araçların tanıtımını yaparken…
  • Krizin psikolojik bir operasyona dönüştüğü günlerde “anam anam kriz geliyor” çığırtganlığı yapmadan, görebildiğimiz kadarı ile fırsat kokan yerleri anlatırken…

birileri o kadar güzel bir nokta yakalamış ki ben yeni farkettim “Helal Olsun” diyorum.

Devamını oku »

Bu blogu yazsam mı? yazmasam mı? diye çok düşündüm. Yüzeysel olarak bakarsak gereksiz bir olay olarak düşünebilirsiniz ama beraberinde getireceği sonuçları incelersek sosyal medya açısından büyük kazanımlar yaratacak bir haber diyebilirim.

Haber ne mi? Britney Spears da artık Twitter’da.

“Welcome to Britney Spears’ Twitter! Follow the latest in Britney news and get updates straight from Britney and her entourage” güncellemesi ile bundan 10 gün önce Twitter hayatına başlamış.

Peki twittleme işlemini Britney bizim gibi bilgisayar başına geçip mi yapıyor? Tabiki hayır. Bu işlemler ile PR ekibi ilgileniyor.

Britney’in resmi web sitesini incelediğim zaman ilk gözüme çarpan “Friend Britney” bölümü oldu.
Gördüğünüz gibi PR ekibi, Sosyal Medya’nın kendini en çok hissetirdiği platformlarda çoktan yerini almış.

10 günlük kısa bir sürede takipçi sayısının 3875 ulaşması, insanların bu yönde ihtiyaçları olduğunu gösteriyor.

Bu gelen haber üstüne, Nuri Çankaya ve Yüce Zerey’in Twitter ve Mikro Bloglama üzerine yaptıkları sohbet aklıma geldi. Hocalarımız varken çok da fazla konuşmak istemiyorum mutlaka izleyin.

Nuri Çankaya ve Yüce Zerey’in yaptığı sohbete buradan
Britney Spears Twitter adresine buradan ulaşabilirsiniz.
Benim Twitter adresime de buradan ulaşabilirsiniz.

Rastladığım diğer popüler twitter kullanıcıları:
Barack Obama
Hillary Clinton
John McCain

(Sanırım bu isimlerin twitter da bulunması sosyal medya üzerine neden bu kadar çok konuştuğumuzu  ortaya koyuyordur.)

Nuri Beyin dediği gibi, “biz de bir ünlümüzden twitter bekliyoruz” :)
Herkese iyi çalışmalar…

Az önce kahvaltı yaparken Trt de Avustralya Postası isimli programa rastladım. Avrupa ve Amerikadan farklı olarak fazla göz önünde olmayan ülkelerin günlük yaşamlarına ekonomilerine hep ilgim olduğu için biraz mola verdim bu programda.

İçerik olarak Avustralya da yaşayan Türklerin gündelik yaşamları, sosyal, kültürel, ticari aktivitelerini konu alan bir programdı.

Programın ortalarına doğru, Avustralyada yapılan bir Gıda Fuarına katılarak katılımcılar ve ziyaretçiler ile röportajlar yaptılar. Ülkemizde yapılan ve benim de katılımcı veya ziyaretçi olarak bulunduğum Gıda Fuarlarından farklılığı ilk bakışta göze çarpıyordu.
Şimdi o farkı anlatarak amacı övgü ve harekete geçirme olan yazımı eleştiriye çevirmek istemiyorum.

Fuarda Türk Gıda Firmaları da vardı ve sunucu tek tek stantları dolaştı. Gördüklerim karşında o kadar gururlandım ve mutlu oldum ki. Bizim burada ülkemizde tükettiğimiz Bulgur, Komposto, Şehriye, Ev Makarnaları vs… aklınıza gelen tüm yöresel ürünlerimiz o stantlarda yerini almıştı.
Sadece yöresel ürünler değil sıklıkla tükettiğimiz popüler yiyeceklerimizde oradaydı. Örneğin bir firma, Samsun Pidesini dondurulmuş olarak standına koymuş gelen ziyaretçilerine tadımlık olarak sunuyordu.

Sunucu, firma sahibine şöyle bir soru sordu:
- Avustralyada Pideyi tanıtmak çok güzel bir fikir çalışmalarınız neler?
- Bizim Avustralya ya pideyi tanıtmamıza gerek yok. Herkes pideyi tanıyor ve Türkiye ait bir ürün olduğunu biliyor. Biz şimdi burada Samsun Pidesini tanıtıyoruz.

Bir çoğumuzun belkide anavatanında daha yiyemediği Samsun Pidesini firmalar Avustralyaya ihraç etmeye başlamışlar.

Sunucu şöyle devam ediyor:
- Peki Avustralya ülkemize çok uzak, ihracat yapmanız zor olmuyor mu?
- Artık Dünyada uzaklık diye bir kavram kalmadı. İzmir den Adana ne kadar uzaklıkta ise Türkiyeden de Avustralya da o uzaklıkta. Yanlızca gemiler ile konteynır taşıması günler sürüyor oda teknolojinin ilerlemesi ile Gıda Taşımacılığı açısından sorun olmuyor artık.

Sizde bende bu iş akışının dışındayız tam olarak detaylarını bilmiyoruz ama şöyle bir incelersek:
- Gıda Firmaları Türkiye de üretimini gerçekleştiriyor.
- Oluşturulan veya mevcut bulunan bayi kanalları ile piyasaya sürüyor.
- Yaptığı çalışmalar ve ürün kalitesi ile oturmuş bir pazar payı yakalıyor.
- Gıda sektöründe, gelen Talep miktarına güvenerek üretimi artırmanın maliyetleri düşüreceğini biliyor. Bu sebeple üretimi artırıyor.
- Her vizyon sahibi iş adamı gibi fuarlara katılmanın önemini biliyor. Ufuk çizgisini Türkiyenin ilerisine taşıyor ve farklı ülkelerden bağlantılar yakalıyor.
- Gıdanın taşıma ve gümrük işlemleri esnasında bozulma riskini göz önüne alarak bu işe giriyor.
- Ve kendisinin de söylediği gibi yeni teknoloji sayesinde Avustralya kadar uzak bir yere Gıda İhracatına başlıyor.

Sözü bizim sektör olan İnternete getireceğim kaçışınız yok.
PEKİİ biz başarılı olmuş girişimciler diyip kendimi o topluluğun arasına katmayayım  çünkü daha tam anlamıyla işte budur diyeceğim büyük bir projeye imza atmış değilim henüz.

Ama sizler, ülkemizde [bizim öss dertleri ile uğraştığımız zamanlar :) ] yaptığınız girişimler ile başaralı olmuş Web Girişimcileri. Sizin ürünlerinizin Avustralya ya giderken bozulma riski var mı?

Gıda ürünün Avustralyaya ulaşması 30 gün sürerken sizin açtığınız Avustralya Domaini altındaki projeyi teknik açıdan güncellemeniz 30 gün sürecek mi?

Bakın okuyan herkes hayırrr diyor….

Belki projenizi yerelleştirme kısmında zorlanacaksınız, veya kültürel uyuşmazlıklar ile karşılacaksınız ama gurbetçi derneklerin, danışmanlık firmalarının ve konsolusluklarımızın kapılarını ihracatçılara sonuna kadar açtığı bu dönemlerde sizler, Lacivert Restaruant’ da büyüklere kendinizi tanıtırken bir kolunuz da bilgisayar başında ülke araştırması yapsa güzel olmaz mı?   [ evettt olurrrr :) ]

Bu düşüncemden dolayı GROU.PS, Yogurtistan , Defne Bilgi İşlem ve bu  gibi tüm Türk girişimci firmaların çalışmalarını ilgiyle takip ediyorum ve başarılar diliyorum.

Gurur duyarak okuduğumuz ve artarak devam eden Bu gibi haberlerin önümüzdeki dönemlerde bu şekilde de kendisini göstermesi dileğiyle,

Tüm Türk girişimcilere iyi çalışmalar…