Bugün (8 ekim Çarşamba 2008) öğle saatleri Taksimde, tarih kokan bir cadde üzerinde yine aynı tarih kokusu katsayısına sahip bir bina. Binanın girişinde, sosyalleşme ihtiyacı yüzünden akan bir amca ve ona Anadoludan gelen sıcak bir SELAMALEYKÜM.
(karşılığıda tabiki VEALEYKÜMSELAM şeklinde geldi)
Yanlış hatırlamıyorsam 4. katta ve her tarafı beyazlarla çevrili bir odadayım.
İçeri de bir yazı tahtası, “abi biz kalabalığız masaları birleştirelim” edası ile oluşturulmuş uzun bir masa ve karşılıklı koltuklar.
Ama hiç abartmıyorum herşey beyaz. Duvarda takılı olan klimanın varlığını içerisinin aşırı sıcaklığını hissetiğiniz zaman farkediyorsunuz.
1 dk….5dk…10dk…15-20dk = Orada bulunma nedenimi unutturacak bir bekleme süresi. Ve mutlu son(mutlu bir başlangıçda olabilir) kapı tıktıklandı…içeriye bir bayan girdi.
O uzun bekleme süresinde odamla ve oturduğum koltuğumla o kadar bütünleşmişim ki kapı tıklama sesine “buyrun” şeklinde bir tepki verdim. Heralde 1 saat daha geçseydi dışarıya çıkıp evet çalışın arkadaşlar çalışın diye daha uçuk bir tepki verecektim.
Şöyle bir yükseldim ve tepeden gördüğüm kadarı ile bir bay bir bayan karşılıklı oturuyorlar. Oturuşuna bakarsak ofisin sahibide bay olan arkadaş. Ama soruları nedense bayan soruyor.
Devamını oku »


Çoook eskilerden bir kasabada yaşayan köylü halkı ve bir de çok varlıklı karı koca varmış. Varlıklı karı koca uçsuz bucaksız tarlalara sahiplermiş ve bu tarlalarda köylüleri çalıştırıyorlarmış.
Bir gün köylülerden bir tanesi yaptığı tarla işi karşılığında aldığı tavuğu temizlemiş ve güzel bir ateş yakarak aç karnını doyurmak için kollarını sıvamış. Hazırladığı güzel sos karışımı ile de kızarmış tavuğu süsleyerek ortaya çok güzel görünen ve yemede yanında yat dedirten bir yemek çıkmış.







