Fetih’in 556. yıl dönümü anısına…

Çatışmalar Medine etrafında tüm yıkıcılığı ile devam etmekteydi. Zor koşullar ve büyük kıtlık içerisinde hendekler kazılıyor ve tepe arkasında bekleyen düşmana hazırlık yapılıyordu.

O sırada, hendek içerisinde büyük bir kaya sahabenin karşısında belirdi.
Açlık ve yorgunluktan dolayı harap bir halde kayayı kıramayan sahabe, durumu Hz. Peygamberimize bildirdi.
Hz. Peygamberimizin balyozu ile yaptığı ilk darbe ile kayadan büyük bir kıvılcım çıktı.
İkinci ve üçüncü darbelerde de çıkan bu kıvılcım fetih’in habercisiydi.

İlk kıvılcım ile Hire ve Kisra, ikinci kıvılcım ile Şam ve Bizans, üçüncü kıvılcım ile de Sana müjdelendi.

Ve daha sonra Hz. Peygamberimizin ünlü vurgusu olan bu söz;
“Onu fetheden kumandan ve asker ne mutlu” asırlık tarihimizde birçok toplum ve kanaat önderinin vizyonu oldu.

Bu vizyon içerisinde yetişen önderlerden biri olan Fatih, 29 Mayıs 1453 sabahı 10:00 da, kalbinde Peygamber müjdesi ve Osman Gazi vasiyeti ile surlar önünde artık Ni’me’l-ceyş (kutlu asker) olarak duruyordu.

Tüm Avrupa’ya dalga dalga yayılan bu haber, beraberinde bir çağ kapanıp yeni bir çağ açılmasına vesile oldu.

Yeniçağı tanımayan Avrupalı aydınlar, fetih sonrası yaktıkları ağıtlar ile Avrupa tarihine birçok anonimler kazandırdılar.

Ağıtlar yaksın korkunç düşüşüme gökyüzü ve bütün Hıristiyanlar. Bu ne biçim kader, Hıristiyanları körleştiren günahım ne benim? Felaketin bana yaklaştığını görmedi mi onlar?

Her şeye kadir Tanrım! Lütfun ile Hıristiyanlığa güç ver. Barış ve birlik sağla. Ne Yunanistan da, ne Asya da ne de Avrupa da tek bir Türk kalmayana kadar kovalamamız için bize büyük bir ordu kurmayı nasip et.

Bizanslı tarihçi Dukas ise şu cümleler ile Avrupa da tarih kitaplarına girdi;
Ey şehir,şehir bütün şehirlerin başı.
Ey şehir,şehir dünyanın dört bir yanının merkezi
Ey şehir,şehir Hıristiyanların iftihar sebebi, barbarların hezimeti.

Ama Tarihçi Dukas’ın bilmediği veya bilmek istemediği bir durum vardı. Barbar olarak nitelendirdiği insanlar, 29 Mayıs 1453 sabahı şehre girdiklerinde karşılarında kendilerinin oluşturduğu değil 250 yıl önce Haçlılar tarafından yıkıntı haline getirilen bir şehir görüyorlardı.

Fakat Fatih için Fetih sadece bir yerin ele geçirilmesi değil aynı zamanda o bölgenin ihya edilmesi anlamına geliyordu. Kısa sürede kültür, sanattan ekonomiye kadar birçok alanda  yapılan maddi ve manevi inşalar, İstanbul’un tekrar dünyanın gözde şehri olmasını sağladı.

Arkamıza yaslanıp fetih sonrası yapılanları gözümüzde canlandırdığımız zaman, 1453 den günümüze kalan miraslar içerisinde belki de en önemlisi bu yönetim anlayışıdır.
Bize düşen ise, bu anlayışın arkasındaki psikolojik ve stratejik mesajı derinden anlamak ve doğrudan uygulamak günümüzde hepimizin görevi olmalıdır.

İyi Çalışmalar…

Öncelikle yazının konusunu önden isteyen içinler, Aymazlık kelimesinin anlamını sunarak başlıyorum. Türk Dil Kurumu ve farklı sözlüklerde:

  • Gözü Bağlı, Gafil
  • Bilgisiz
  • Çevresinde olup bitenlerden habersiz. Fakat bunun yanında her tartışmaya önde giden.
  • Laf Olsun Torba Dolsun (Deyim)

olarak geçmektedir. Ve Murat ESENLİ’nin güzel tabiri ile insanoğlunun “geçici süre” deki rolünde, sıkça içine düştüğü bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır Aymazlık.

Konumuz belli olduğuna göre girişe doğru geçelim.
Doğa gereği farklı gruplar içerisinde bulunma eğilimindeyiz. Çok genel anlamda olduğu için niteleyici bir özelliği olmayan bu gruplara örnek vermek gerekirse.

  • Araba kullanmayı sevenler grubu
  • Ünlü kimliğinden dolayı magazine dahil olanlar grubu
  • Laikler grubu
  • Kişisel görüş ve düşüncelerinden yola çıkarak, Ermenistan halkından özür dileyenler grubu
  • Başörtüsü takanlar grubu
  • Facebook kullananlar grubu
  • Gazetecilik yapanlar grubu
  • Blog yazanlar grubu
  • Siyasetçiler grubu
  • Yardım ve gönüllü hizmetleri düzenleyenler grubu

Daha onlarcasını sıralayabileceğimiz bir çok grup içerisine dahil oluyoruz. Ve içerisinde bulunduğumuz grupta, yaptığımız faaliyetlerden dolayı mutlu olduğumuz günler geçirirken, biri gelip her şeyi berbat ediyor.

Biz aslında arabayı keyifli, keyifli sürerken, bir aymaz şoför gelip attığı makaslar ile ortalığı birbirine katıyor.
Gönüllü faaliyetleri düzenleyerek çeşitli öğrencilerin eğitimine katkı sağlayan bir grup iken, aymaz bir gönüllünün istismarları yüzünden tüm sivil toplum camiası zarar görüyor.

Devamını oku »

2017  yıl önce kurultay kararı:
“Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.”

Karar alındı ve eritilen dağın arkasına yolculuk başladı. Yolculuğun başlandığı günede Nevruz denildi.

Geçen 20 asır içerisinde torunlar birbirlerinin avazını işitememeye başladılar. Bu da torunları birbirine yabancılaştırdı. Fakat 2009 Nevruzunda, daha önceki yazılarımda bahsettiğim pergelin sabit noktasından, yeni bir avaz çıkmaya başladı.

Mostar’dan Azatlığa, Taşkent’den Yaltaya kadar bir çok bölgeye ulaşan güçlü Avazın yankılarıda kendisi gibi güçlü oldu. Bu yankıları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Uzun soluklu olması dileğiyle…

  • sizi cok ama cok seviyoruz
  • Çox  gozel olup.Orta Asiya türklərinin şivələrinə qulaq asmaqla ən azından qulğımız öyrəşir.
  • Bu kanal mən üçündə gözlənilməz oldu açılması
  • Gözəl ideyadır bütün Türk xalqları burda cəmlənir
  • Daha ilk yayın günü Çırpınırdı Karadeniz’i Azeri bir şair tarafından yazıldığını öğrendim.
  • TRT-nin bu addımını alqışlayıram.
  • İNŞALLAH daha çoox çoox illər olsun, davam etsin
  • Ümumilikdə götürsək belə bir kanalın açılması çoxdan lazım idi.Ancaq necə deyərlər gec olsun,güc olsun.İnanıram ki bu kanal vasitəsilə orta asiyada yaşayan tükr xalqları da artıq bizləri analaya biləcəklər.
  • Bu kanal dogurdanda yaxshi ki yaradilib.Biz butun medeniyyetimizi dunyada teblig ede bilerik!Bravo TRT!!! 
  • Məncə əla kanaldır.Bütün türk ölkələrinin kanalıdır.TRT AVAZ.Əıa və düşünülmüş addır.Avaz-səs deməkdir.Bütün türk ölkələrinə səs.
  • Çoğu Türk Cumhuriyetinde anlamı değişmeyen bir kelime gayette güzel bir isim olmuş.

Kaynak: Azadlıq, Tika


Belli bir kesim tarafından Yasaklı Listesine koyulan hatta Şeytanın Kitabı olarak nitelendirilen eser olan Prens bir kaç aydır kitaplığımda okunmayı beklemekteydi. 1513 yılında Machiavelli tarafından kaleme alınan eserde yazar özetle devletin başına geçecek bir prens aramaktadır.

Bu yüzden kitabında, hayalindeki prens için “Nasıl Bir Kişilikte Olması Gerektiği”, “Halka Nasıl Davranacağını”,”Ordu ve Halk Arasındaki İlişki” gibi konularda tavsiyelerde bulunmaktadır.

Kitabı elinize aldığınız zaman, 1513 döneminden bir siyasetçinin geleceğe gönderdiği mektubu okuyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Prens konu başlıkları ve içerik olarak da ilk siyasetnamemize benzemektedir.

Bazı ülkeler ve dinler tarafından saldırı/eleştiri/yasaklanma bombardımanına tutulan bu eser üzerine kendi yorumlarımı süzüp yaptığım kısa tanıtımdan sonra kitaptan bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Faydalı olması dileğiyle. Herkese iyi çalışmalar…

Sivil  Prenslik Üzerine
Yazar : Niccolo Machiavelli
Çeviri : Kemal Atakay

Yurttaşların desteği ile başa geçen prenslere diyeceğim şudur:

Kişi bu prensliğe ya halkın ya soyluların desteği ile gelir. Çünkü her şehirde bu iki farklı eğilim bir arada bulunur ve bundan şu sonuç doğar;
Halk soyluların kendisine hükmetmesini ve kendisini ezmesini istemez. Soylular ise halka hükmetmek ve halkı ezmek ister. Bu iki farklı arzudan, şehirde şu üç sonuçtan biri ortaya çıkar: Prenslik, özgürlük ya da kargaşa.
Devamını oku »

Ç.O.M.Ü LİDER ÖĞRENCİLER TOPLULUĞU, daha önce ODTÜ / Ankara’da düzenlenen Kariyer Zirvesinde tanışma fırsatı bulduğum bir öğrenci grubu.

Hızla gelişen ve değişen günümüz Bilgi Çağında değişimin daha iyi yönetilebilmesi için önemi her geçen gün bir kat daha artan liderlik vasfının tüm öğrencilerde gelişmesini sağlamak vizyonu ile yola çıkan Ç.O.M.Ü LİDER ÖĞRENCİLER TOPLULUĞU yeni bir aktiviteye hazırlanıyor.

Bu tür organizasyonlara, büyükşehirlerde yapılanlara faaliyetlere göre maddi / manevi anlamda daha çok emek harcandığını hatırlatarak, Topluluk üyesi Saniye KONUK’tan aldığım aktivite içeriğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Devamını oku »

Önceki gün, memleketim olan Isparta’dan bana güzel bir soru geldi.
Sorunun sahibi, farklı bir şehir den kalkıp öğrenim için Isparta’ya gelen ve kişisel gelişimi yanında dolaylı olarak memleketimin gelişimine de katkıda bulunan bir arkadaştı.

Soru: Hakan abi İstanbul’da T&T Kamp’09 diye bir yarışma var, katılsam faydası olur mu?

Dikkatimi çeken yarışmanın içeriği, konusu vs… den çok İstanbul’da yapılacak bir aktivite/yarışmaya Anadolu’dan bir gencin katılma isteğiydi.

Tabi ki bu sözü, Anadoluda ki gençlerin bu tür yarışmalara ilgisiz olmalarından kaynaklı bir düşünce ile değil. Tam tersine İstanbul’da yapılan bir aktivite/yarışma organizatörlerinin Anadolu’daki gençlere olan ilgisizliğinden dolayı söylüyorum.

Dolayısı ile organizatörlerdeki bu ilgisizlikte insanın aklına şu atasözünü getiriyor.
Kökünü beğenmeyen dal, dalını beğenmeyen meyve, daha olgunlaşmadan çürür.

Arkadaşın gönderdiği T&T Kamp’09 aktivitesinin tanıtım yazısına geçmeden önce konu ile ilgili başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Devamını oku »

Krizde yapılabilecek en akıllıca hareketlerden biri olan kümelenme yöntemini anlattığım önceki yazım,  farklı çevrelerden çok güzel/yapıcı eleştiriler aldı.

Geri dönüşlerden ve yazı üzerine arkadaşlar ile yaptığımız sohbetlerimizden çıkardığım en önemli konu başlığı “Güven” oldu.

Bir bakıma haklılar. Kime güveneyim, nasıl güveneyim soruları ile başlayan bir kümelenme hareketi şüphesiz ki ileride büyük sorunlar doğuracaktır.
Peki hedeflediğim, kamuoyun da bilinç oluşması için çabaladığım kümelenme kavramı’nın, en azılı düşmanı olan güven sorununu aşmak için ne yapmalıydım?
En azından Hakan Çelebi’nin elinden ne gelebilirdi?

Her zaman bahsettiğimiz dikey değil yatay genişleme ile yola başlamak istedim ve sorunun kaynağını biraz kurcaladım.

Bu konuda karşıma bir kavram çıktı ve tabire caizse bize cuk diye oturdu.
Sosyal Sermaye

Efendim, Sosyal Sermaye nedir?

  • Sokakta, karşıdan gelen birinin çantanıza sarılıp kaçacağını düşünmeden yürüyorsanız
  • İnternet alışveriş sitelerinde kredi kartınızı şifresini verirken korkmuyorsanız
  • Yeni bir işe başladığınız zaman sözleşmeyi okumadan imzalıyorsanız
  • Karşıdan gelen ve yardıma ihtiyacı görünümünden belli olan birine maddi/manevi anlamda yardım yapıyorsanız
  • Yargılama süreci devam etmekte olan bir davaya müdahale etme gereği duymuyorsanız
  • Esnaf iseniz, komşu dükkana gönül rahatlığı ile anahtar teslim edebiliyorsanız
  • vs…

bunların hepsi bizim ortak Sosyal Sermayemiz olmuş olur.
Maddi veya manevi anlamda, sermaye her zaman güç göstergeleri arasında yerini almıştır.
Öyle ki, Sosyal Sermaye ülkeler için manevi anlamda güç göstergesi sayılmaktadır.

Peki, günümüze tekrar dönersek. Sosyal Sermayemizin düştüğünü, az önce sıraladığım somut ifadelerin yok olmaya başlamasından anlayabilirmiyiz?
Ne acı ki malesef anlayabiliriz.

Şimdi karamsarlığa kapılmanın zamanı değil. Toparlanalım ve buraya nereden geldik hatırlayalım.
Öncelikle kümelenmenin faydalarından bahsettik.
Ama baktık ki ondan önce halletmemiz gereken bir sorun var Güven sorunu.
Daha sonra biraz araştırdık ki aslında güven, güçlü ve özgür toplumların sahip olması gereken bir Sosyal Sermaye imiş.

Şimdi aklımıza şu soru geliyor.
“Peki bu Sosyal Sermaye nasıl ölçülür?
Ben gidip Avrupa da Sosyal Sermayem yüksek diye nasıl hava atarım?” Devamını oku »

Hani akşama konuğunuz vardır da, sıkı bir tempo içerisinde hazırlık yaparsınız. Pişirmeyi düşündüğünüz yemekden, giymeyi düşündüğünüz kıyafete kadar, her şey kafanız da şekillenir.
Ama siz, bir gün öncesinden yaptığınız plan sayesinde, yol haritanızı çizmişsinizdir ve bu size güven vermiştir. Başınız  dik bir şekilde konuklarınızı ağırlarsınız.

Sivil Toplumdan,  kamu ve yerel yönetimlerine kadar bizlerde 3-4 yıldır alışık olmadığımız şekilde, hareketli bir tempo yakaladık.
Ülkemizin dört bir köşesinde Sanayi Odalarından, Belediyelere, Odalar Borsalar Birliğinden, Silahlı Kuvvetlerimize kadar her kurumun kısa, orta ve uzun vadeli yapılacakları hazırlanmıştır.

Yol haritaları, Başkanların vizyonları çerçevesinde çizilmiş,  kaynaklar belirlenmiş, kamuoyu yaratılmış, ekipler kurulmuştur(kurulacaktır).
Bu yüzden aldığımız haberler*** çok ta süpriz değildir.

*** Nabucco
*** Sarp Sınır Kapısı
*** Trabzon’a İran Müjdesi
*** 3. köprü <> Karadeniz Sahil Yolu
*** Çin - Avrupa (ipek yolu)
*** Lira üzerinden Dış Ticaret
*** Dolar != Ruble
*** Hindistan Gezileri
*** Teknokentler
*** THY: Hedef, Çine Haftada 21 sefer

daha sıralayacaklarım var tabiki ama “sus Hakan süpriz olsun” diyorsanız önümüzdeki dönem de izleyip görelim :)

Her zamanki gibi herkese iyi çalışmalar dilerken aklıma gelen bir şiirimiz ile sizleri başbaşa bırakmak istiyorum.

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticanın şu sizin lehçede ma’nası bu mu?

Mehmet Akif Ersoy

Gündem çok hızlı değişiyor. Orta ölçekli kobilerimiz E-Dönüşüm stratejileri geliştirmeye çalışırken bir anda inovasyon terimi ile karşılaşıyorlar. Katıldığı konferanslarda “İnovasyon nedir” sorusunun cevabını arayan firma sahibi, tam Ar-Ge ekibini kurdum derken kriz kapısına dayanıyor.

Üretimden kısarak maliyet düşürme yoluna giderken haliyle Lüks Ar-Ge departmanın kapısına da kilidi vuruyorlar.

İçine girdiğimiz konjonktürde yaşanan bu baş döndürücü gündem, patronlarımızın kabuğuna çekilmesine ve firma içi sorunların baş göstermesine yol açıyor.

Ama işte tam burada karşımıza yeni bir model çıkıyor KÜMELENME.

Kümenlenme tanımı şu şekilde ifade edilmektedir;
Aynı bölgede ve aynı iş kolunda,
Aynı değer zincirinde faaliyet gösteren,
Birbiriyle işbirliğinde bulunan ve aynı zamanda birbirine rakip olan,
Birbiriyle ilişkili işletmelerin ve onları destekleyici kurumların bir araya geldikleri örgütlenme modelleri.

Kümelenme Öncesi Durum Analizi:

  • Firmalar birbirleri ile rekabet halindeler.
  • Aralarında herhangi bir paylaşım bulunmamaktadır.
  • Rekabet edebilenler ayakta kalır.
  • AR-GE yapanlar ürün yelpazesini genişletir.

    Devamını oku »

Son zamanlarda bazı sözlük ve internet haber sitelerinde sıkça karşılaştığım bir ifade var.

  • Artık bu ülkede yaşanmaz…
  • Türkiyeyi sevmek için bir neden söyleyin.
  • Amerika da şu var, amerika da bu var

vs.. vs.. gibi cümleler kurulmakta.

Gayet tabii, herkesin kendi fikridir diyerek de çoğu zaman okuyup geçiyordum.
Ama son dönemlerde bu sözlerin sahibi kişiler, sevenleri soğutmaya, aşağılamaya başladılar.
Hatta, sevmediği yönler varsa bile eleştirmek yerine değiştirme yoluna giden insanları da çok basit sataşmalar ile sindirmeye çalışma operasyonu içine girdiler.

Doğal olarak bu durumda cevap hakkı doğdu ve aklıma şu hikayeyi getirdi.

Bir anne ve 4 yavrudan oluşan bir kuş ailesi varmış. Yavru kuşlar hiç dışarıya çıkmadan  yuvada otururlar, anne kuşun getirdiği yemekle karınlarını doyururlarmış. Tabiki günler geçtikce içinde yaşadıkları yuvayı yavru kuşlar bol bol kirletirlermiş.
Pislik içinde, ağlayan yavru kuşlar Annelerine;
“Anne yuvamız çok pis, bizi başka yuvaya götür” derlermiş.

Anne kuşta, kış ortasında büyük zorluklarla yuvayı başka bir ağaca taşırmış.
Ama yavru kuşlar iki gün içinde yuvayı tekrar kirletip yine yuvayı başka yere taşıtırlarmış.

En sonunda anne kuş bakmış ki sorunun yuvalarla ilgisi yok.
Sorun yavrularının kıçlarında. Demiş ki;
“Oturun oturduğunuz yerde! sizde bu boğaz ve sıçıklılık varken biz nereye gitsek aynı oluruz”

Dolmuştum baya sizlerle paylaşmam iyi geldi biraz.
Herkese İyi Çalışmalar…