Bir süredir ülke gündeminde Arap - Türk ilişkileri tartışılmakta ve birçok tartışma platformunda kaba tabirle “Araplar Sırtımızdan Vurdu” sözü ve 1916 lı dönemler üzerine konuşmalar yer almaktadır.

Gazetelerde, televizyonda anlatılan yazılan çizilenleri bir kenara bırakıp, yaşanılan olayların geçtiği dönem içerisinden ve o bölgede görev yapmış, tuttuğu anıları günümüze kadar ulaşmış Selahattin Teğmen’in yaşadağı bir olayı aktarmak istiyorum.

Yer: Şam Muzeyrip Bostanları
Tarih: 1916

Askeri yerleştirmiş olduğum küçük bir tepeye geldiğimde devriyeden gelen erlerimizin Hüveytat aşiretlerinden beş kişiyi getirmiş olduklarını gördüm. “Bunları niye getirdiniz” dedim.
Ekinleri harap ederken bizzat gördük, halkın şikayeti üzerinde yakaladık” dediler.
Fena halde öfklenmiş içlerinden karşımda duranına “Niçin ekinleri harap ediyorsunuz? Siz ne vahşi insanlarsınız” diyerek bir iki tokat attım. Kaçmak isterlerken Arap askerlerim yakaldı.

Kaçan Araplar, Arap askerlerime “Siz ne biçim Müslümansınız, bu Türk kafirine dövdürmek için bizi niye tutarsınız? Türkler gavur oğlu gavurdur” dedi.

Askerlerimde “Sen Müslüman olsan evvela halkın yiyeceğini harap etmezsin. Sonra bu gavur dediğin Türk kumandan kadar biz evlad-ı Arap Müslüman olamayız. Müslümanlığı bizden daha iyi bilir ve bize Müslümanlık öğretir. Kimsenin ırz ve namusuna, mal ve canına dokunmaz. Dokunanlarada çok ağır ceza eder. Sen bunun yanında Müslümanlık iddia edemezsin” dedi.

Bu acayip konuşmayı sukunetle dinledim. Ve garip düşüncelere daldım. Urban ve Aşair’in Türkler ve Türk Subayları aleyhinde adamakıllı zehirlenmiş, Türkleri kafir, katli caiz kimseler olduğuna inandırılmış olduğuna ve bunun gelecekteki bazı planlar çerçevesinde yapılmış olduğunu anladım. Bu fena zihniyetin ve propagandanın ortadan kaldırılmasının ihmal edilmemesine karar vererek konuşmaya;
Arap halkına böyle söylenmiş ve böyle öğretilmiş” diyerek katıldım. Arapda “Ey billah öyle” dedi.
Devam ettim, “Ben de diyorum ki, Türkler en birimci Müslümandır.
Arap yine “Haşa” dedi.
Acele etme bak ne söyleceğim” deyip şöyle devam ettim.
Arap Askerlerimi göstererek “Şimdi şu evlad-ı Arap her ikimizide imtihan etsin. Hangimiz Müslümanlığı bilmezse, o kafir demektir. Bilen şu sopayı alacak, öbürünün ayağına elli sopa vuracak, Ben yemin ediyorum bu işe razıyım işte tabancamıda bunlara veriyorum“.

Arap güldü ve sevindi “Ey billah bende razıyım” dedi.
Haydi gel yanyana oturalım“  dedim.

Şaşıran ve tereddüt gösteren askere “Yok onunda inanacağı gibi basit şeylerden sor, çekinme” dedim. İş ciddiye binmiş, Arap’ın yüzünde sevinç belirmiştir. O düşünüyordu ki Türk gavurdur ve cevap veremez kendisi Arap olduğu için soruları hemen bilecekti.”
Sual başladı ve önce Arapa sordular.

Peygamberin kimdir?
Arap sevinçle “Nuri Şalan“.

Bana sordular.
Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhü vesselam efendimizdir“.

Arap hayretle yüzüme baktı.
Arapa sordular.

İslamın şartı kaçtır?
Cevap yok.

Bana sordular:
Beştir. Birincisi Kelime-i Şahadet. İkincisi beş vakit namaz.Üçüncüsü ramazanda oruç tutmak. Dördüncüsü zekat. Beşincisi vakti yetene ömürde bir kere Hac etmektir“.

Arapa sordular:
Kaç kitap Cenab-ı Hak’tan nazil olmuştur“.
Arap cevap veremedi.
Benim cevabım hazırdı:
Cenabı-Hak’tan peygamberlere 104 kitap nazil olmuştur. Yüzü suhuf-ı şerife ve dördü de büyük kitaplardır.
Ve o büyük 4 kitabıda detaylı anlattım. Can kulağı ile dinleyen Arap iç çekti.
Eyvah gavur benmişim, Türkler de Müslümanmış şimdi inandım. Bize hep yalanlar söylemişler.

Benimle imtihan olan Arap “Sen haklıymışsın istersen öldür, hakkındır” diye dayak yemek üzere ayaklarını uzattı. Bende ayağa kalktım tam vuracak gibi yaptım vurmadım:
Ya Arap kalk. Bu ceza sana kafi, eğer Allah’ını peygamberini öğrendinse artık sende Müslüman oldun demektir. Müslüman olan din kardeşine eziyet etmez. Bir daha yapmayacağınıza söz verirseniz sizi serbest bırakırım” dedim.

Bu fiili propaganda derhal tesirini gösterdi. Türkler kafirdir sözünü bir daha işitmedim yahut tesadüfen yanımda söylenmedi.

Görüyorsunuz karşımızda ilk ağızdan anlatılan örnek bir olay var. Beyni yıkanan da Arap, Selahattin Teğmen’in koruyan askerlerde Arap. Biraz tarih bilgisi biraz da küresel gelişmeler ışığında bu konuya yaklaşacak olursak, 100 yıldır ülke gündemine Araplar ile ilgili bir konu girdiği anda 4. güç olan medyanın “Araplar Sırtımızdan Vurdu”  sloganını niçin? servis etmeye başladığını kolaylıkla çözümleyebiliriz.

Ayrıca bugün bile bizleri kafir bilen Araplar, bizleri Barbar bilen Avrupalılar varken,
acaba biz kimleri ne olarak biliyoruz?

Biraz ön yargısız araştırma, bizlere enjekte edilen bu zehirli doktrinlere iyi gelecektir.

Selahattin Günay’ın anılarını okumak isteyenlere aşağıdaki kitabı tavsiye ederim,o döneme çok güzel ışık tutuyor.
Bizi Kimlere Bırakıp Gidiyorsun Türk
Suriye ve Filistin Anıları.
İş Bankası , Kültür Yayınları.