Bir patlama düşünün.

Hiroşima’ya atılanların 100 katı büyüklüğünde.
5.5 milyon kişinin evlerini terk etmesine neden oluyor.
23 sene sonra bile o bölge yaşayan kimse yok.
Patlama bölgesine 1100 km uzaklıktaki topraklar dahi bu patlama sonucu ortaya çıkan radyasyondan etkileniyor.

Sizlerinde tahmin ettiği üzere Çernobil den bahsediyorum. 1100 km uzaklıktaki topraklar ise, üzerinde milyonlarca vatandaşımızın yaşadığı Türkiye sınırları.

Yo hayır yanlış anlaşılmasın, Çernobil faciasının yaşandığı günde değiliz veya geleneksel anma yazılarından biri de değil bu.
Bu yazı, bugün bile etkilerini görebildiğimiz patlamanın bir benzeri ile burun buruna olduğumuzun haberini vermek için yazıldı.

Bu sefer patlama bize 16 km uzaklıkta olacak.
Mantar bulutu Iğdır’dan yükselecek. Toz ve radyasyon bulutu saniyeler içinde Koçkıran, Necefali, Çakırtaş’tan girecek. Radyasyon dalgaları Kars, Sarıkamış, Patnos, Ercişe ulaşacak. Türkülere konu olan Ağrı Dağın eteğinde güvercinler yerine gamma ve nötronlar uçuşacak.

Sonsuza doğru bir ışık huzmesi uzanacak. Bu huzmeyi belki de Trabzon Boztepe de semaver çayını içen gençler, Van gölünde olta atan çocuklar da görecek. Ama o an ne olduğunu anlamayacaklar. İçerisine dolan sinsi radyasyonun etkileri ile ilerleyen yaşlarda karşılaşacaklar.

Bölgede terör diye bir sorun kalmayacak. İnsanlar, yanan derilerinden dolayı bırakın nişan almayı, önlerini görecek halleri kalmayacak.

Çevrede birçok insan kusmaya başlayacak. Bölge halkı deri yanıkları nedeni ile daha içeride bulunan şehirlerdeki hastanelere taşınacak. Binlerce yıldır bölmeye çalıştıkları ülke bir patlama ile tam anlamıyla ikiye bölünecek. Radyasyona maruz kalan / kalmayan.

Bölgeleri kalkındırmak amaçlı oluşturulan DOKAP / GAP gibi projeler yerini bölgeyi radyasyondan arındırma projelerine bırakacak. Suriye sınırındaki mayınları temizlemeye de gerek kalmayacak. Çünkü bu saatten sonra bir patates bile yetişmeyecek o topraklarda.

Merak ediyorsunuz değil mi bu patlamanın kaynağı neresi diye.
Ermenistan-Türkiye sınırı arasında, Iğdır’a 16 km , Karsa 100 km.  mesafede.
Ağrı Dağı fay hattı üzerinde.
1977 yılında yapılmış. Tam 32 senelik!!!
Dünyanın en güvensiz Reaktörü.
İçme sularına radyasyon sızdırıyor.
100 e yakın tehlike yaşamış. AB tarafından kapatılması istenmiş.
2005 yılında normal ömrünü tamamlamış. Fakat hala kullanımda.

Tüm bu özelliklere sahip olmasına rağmen neden hala açık dediğinizi duyar gibiyim.
Bir Ermenistan hayal edin;
Doğusunda Azerbaycan, Batısında Türkiye ile sınırları kapalı. Gürcistan ve İran ile de ağır aksak işleyen sınır kapılarına sahip bir ülke. Tam anlamıyla kendi kendini tecrit etmiş.

Türkiye’de üretilen diş macunu önce İran’a, sonra Ermenistan’a geçiyor. Halk normalin 2 katı fiyatına yaşam sürüyor. Bu ortamdan dolayı kriz ülke de daha yoğun hissediliyor. Bu nedenle sürekli abilerine sınırların açılması için baskı yapıyor.
Abileride Türkiye’ye.

Ama bu işte bir tezatlık var. Türkiye, Ermenistan’dan elektrik ithal ediyor(pardon radyasyon)
Bugün ekonomisinin büyük bir bölümünü enerji gidelerine ayıran Türkiye, cebindeki paranın bir bölümünüde geçmişte yapılan anlaşmalardan dolayı “Ben harcayamadım, al sen harca diyerek sınır ötesine gönderiyor”.

Sefalet içerisinde boğuşan Ermenistan, bu reaktörlerin kapanması ile daha da sıkıntılı günler yaşayacağını biliyor. Bununla kalmayıp santral sonucu oluşan atıkların boşaltım işlemini de Azerbaycan topraklarına(Karabağa) yapıyor.

Türkiye’den parayı alıyor, gidip Azerbaycanı zehirliyor!!!

Bu kadar sözün üstüne nükleer santral karşıtı olduğum anlaşılmasın sakın. Tam tersine sonuna kadar destekliyorum. Ülkelerin enerji ihtiyacını karşılama konusunda dışa bağımlılıklarını azaltabilmeleri için en verimli yatırım Nükleer Santraller.

Yada tersten okuyalım. Bir ülkenin gelişmesini istemiyorsanız, o ülkede mutlaka yapılmaması gereken yatırımlardan biri Nükleer Santraller.

Fakat beni üzen ise ne biliyor musunuz?
Iğdırımızın komşusu Metsamor santralinin kapatılması veya onarılması yerine Sinop’ta henüz temeli bile atılmamış bir santralin kenarında elinde pankartlar ile bekleyen insanlar.

Hanımefendiler / Beyfendiler, gelin daha temeli bile atılmamış bir santrali protesto etmek yerine patlamaya hazır bombayı engeleyebilecek farkındalık çalışmalarına başlayın.
Bu sayede Türkiye’de, sizin samimiyetinizi ve konuya olan duyarlılığınızı anlasın.

Baktınız, protesto edemiyorsunuz. Sinopta ki kadar maddi destek sağlanmıyor.
O zaman sizde üyesi bulunduğunuz kuruluşların samimiyetini anlamış olursunuz.

Tekrar ediyorum.
Herşey bir anda gelişecek ama kalıntıları bir asır sürecek.
O zaman ne 2023 vizyonu kalacak, ne de Kafkas politikaları.

Herkese İyi Çalışmalar…