Öncelikle yazının konusunu önden isteyen içinler, Aymazlık kelimesinin anlamını sunarak başlıyorum. Türk Dil Kurumu ve farklı sözlüklerde:
- Gözü Bağlı, Gafil
- Bilgisiz
- Çevresinde olup bitenlerden habersiz. Fakat bunun yanında her tartışmaya önde giden.
- Laf Olsun Torba Dolsun (Deyim)
olarak geçmektedir. Ve Murat ESENLİ’nin güzel tabiri ile insanoğlunun “geçici süre” deki rolünde, sıkça içine düştüğü bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır Aymazlık.
Konumuz belli olduğuna göre girişe doğru geçelim.
Doğa gereği farklı gruplar içerisinde bulunma eğilimindeyiz. Çok genel anlamda olduğu için niteleyici bir özelliği olmayan bu gruplara örnek vermek gerekirse.
- Araba kullanmayı sevenler grubu
- Ünlü kimliğinden dolayı magazine dahil olanlar grubu
- Laikler grubu
- Kişisel görüş ve düşüncelerinden yola çıkarak, Ermenistan halkından özür dileyenler grubu
- Başörtüsü takanlar grubu
- Facebook kullananlar grubu
- Gazetecilik yapanlar grubu
- Blog yazanlar grubu
- Siyasetçiler grubu
- Yardım ve gönüllü hizmetleri düzenleyenler grubu
Daha onlarcasını sıralayabileceğimiz bir çok grup içerisine dahil oluyoruz. Ve içerisinde bulunduğumuz grupta, yaptığımız faaliyetlerden dolayı mutlu olduğumuz günler geçirirken, biri gelip her şeyi berbat ediyor.
Biz aslında arabayı keyifli, keyifli sürerken, bir aymaz şoför gelip attığı makaslar ile ortalığı birbirine katıyor.
Gönüllü faaliyetleri düzenleyerek çeşitli öğrencilerin eğitimine katkı sağlayan bir grup iken, aymaz bir gönüllünün istismarları yüzünden tüm sivil toplum camiası zarar görüyor.
Asıl düşüncesi Hakka/Halka hizmet olan bir siyasetçi, aymaz meslektaşlarının geçmişte yaptığı pisliklerden dolayı daha maça çıkmadan itibar kaybediyor.
Gündemdeki bir dava hakkında röportaj yapmak için konusunda uzman Rektör arayan gazeteci, herkes tarafından reddediliyor. Sebebini sorduğunda “Cımbızlayacağınız Başka Birini Bulun” cevabını alıyor.(aymaz gazeteciler daha önce uğramışlar)
Çocukluğundan beri babası ile cuma günleri inancı gereği, dini vazifesini yerine getirmek için namaza giden genç, arkadaşları arasında gerici yaftası yiyor. Biraz düşündüğü zaman nedeninin grubunun içinde bulunan aymaz takımından kaynaklandığını anlıyor.
Girdiği ortamlarda saçlarının renginden dolayı aptal damgası yemek istemeyen bayanlar, doğal güzelliğini siyah boya ile örtmek zorunda kalıyor.
İşte grup içinde bulunan aymaz takımı yüzünden grubun diğer üyeleride bazı yaftalara maruz kalıyor. Bu da kişide, grubundaki faaliyetlerinde durgunluk ve bir adım geride durma zarüreti doğuruyor.
Belki de ülkemizde sırf bu zaruretten kaynaklı olarak;
- Bir çok akademisyen, bilimsel çalışmalar yapmaktan çekiniyor.
- Bir çok genç, üniversitelerde kulüplerde çalışmaktan uzak duruyor.
- Bir çok işçi, 1 Mayısı Taksim dışında farklı bir yerde kutlamak istiyor.
- Bir çok başı örtülü ev hanımı çocuğu ile birlikte 23 Nisanda, kalbinde ülke sevdası ile televizyon başından kalkmadan TRT’yi seyrediyor. Çocuk “Anne Keşke Bayrağımızın Yıkanırken Rengi Atmasaydı, Bu Senede Asardık” diyor. Annede derin bir keşke çekiyor fakat o bayrak, aymazlar yüzünden sandık içerisinden çıkamıyor.
Peki, ne yapacağız? Sırf grup içerisindeki bazı kişilerin aymazlıkları yüzünden geri çekilip ülkenin nasıl geriye gittiğini mi izleyeceğiz?
Yoksa kitabın/mikroskobun/bilgisayarın/kodların/direksiyonun/prompterın…. başına geçip en iyi bildiğimiz işi yaparak ülkeyi ileriye mi götüreceğiz?
Bence ikinci seçeneği seçelim ve 10 sene sonra aşağıdaki reklamı izleyip, ne kadar anlamsız konulara takıldığımızı hatırlayalım.
Herkese İyi Çalışmalar…
Yaftalamadan Düşünün! from Bulent Keles on Vimeo.






