Yazmaya başladığım saat [ 20:38 ]
Çok iddaalı bir söz değilmi? Üstelik haberini aldığımız / alamadığımız birçok olayın yaşandığı bu dönemde, bir dünyalı hergün işine bu cümle ile başlıyor.

Kim ki bu delikanlı, nerede yaşar? dediğinizi duyar gibiyim. Sizin gibi, aynı soruyu Başbakanımız da soruyor kendine. Yanına aldığı 3 bakanı ile soluğu bu delikanlının yanında alıyor.

- Ne iş koçum anlat bakalım.

- Dayı, ben Amerikaya okumaya gittim. Evdekilerin durumu malum, okurken çalışmak da gerekiyor.

Yazılımcı olarak başladım. Aklımda da her zaman “ah ulan keşke bu işten aldığım parayı memlekette alıyor olsam, bırak hepsini yarısını bile verseler kral gibi yaşarım” cümlesi vardı. Tesadüf ki firmanın kafasında da aynı düşünce varmış.

Ertesi gün bir uyandım, fiber optik kablolar okyanusları geçmiş, bizim memleket internete kavuşmuş.

Artık işleri memleketten yapıp Amerikaya gönderiyor, maaşı da USD olarak alıyoruz. Keyifler gıcır anlayacağın…

Sonra baktık bize verilen işler artıyor, elemana ihtiyacımız var dedik. Sen misin onu diyen. Firma 100 bin kişi oldu, bende ortağı oldum.

- Aferim aslanım.
- Dayı, bu arada o sözü sadece ben değil, bu vadide çalışan herkes söylüyor.

- Ee kısa kessss, senin memleket neresi?
- Şu an bulunduğumuz yer. Hindistan Karnataka eyaletine bağlı olan Bangalore.

- Bangalore’nin nesi meşhur?
- Gelişmekte olan silikon vadisi
Outsourcing firmaları

- Her yerde bir outsourcing kelimesi kardeşim, bu bizim bildiğimiz taşeronluk değil mi?
- Evet öyle efendim. Başkasına yük olan işleri biz yapıyoruz.

- Anlat bakalım kimlerden outsource alıyorsunuz?
- Daha çok Amerika.

- Aslanım benim, dikkat edin tehlikeli sulardasanız. Bugün yardım alan yarın emir alır.
- Hayır efendim biz yardım değil, hakkımızı alıyoruz.

- Örnek ver bakalım neler yapıyorsunuz?
- Örneğin, Amerikada bir güvenlik şirketi var ve müşterilerinin güvenlik kameralarını takip eden bir merkezi var. Tek yaptığı, merkez de oturup kameraları seyretmek olan kişiler bizim burada çalışıyorlar. Görüntüler ise Kaliforniyadan geliyor.

- Hımm mantıklı, başka başka?
- Florida da, bir fast-food firmasının arabaya servis bölümüne yanaştınız. Arabadan çıkmadan, mikrofona siparişinizi veriyorsunuz. Kadın size içeceğinizin nasıl olacağını veya hamburgeriniz ile ilgili özel isteğinizi soruyor. Siz cevaplıyorsunuz ve yan tarafdaki sipariş alma bölümüne geçiyorsunuz.

- Eee sizle ne alakası var bu işin?
- Orada konuştuğunuz kadın, Bangalore de bulunan bir call center içerisinde çalışan, binlerce kişiden birisi. Siparişinizi alıyor ve bağlı olduğu fast-food firmasının sipariş sistemine iletiyor.

- Yok artık, atıyorsun?
- Hayır Sayın Başbakanım ciddiyim

- Ee başka?
- Bizim burası saat olarak Amerika’nın tam tersi diyebiliriz.

- Nasıl yani?
- Sizin anlayacağınız, Hindistan uyuyorken Amerika çalışıyor. O yüzden Amerika da bulunan bir CEO günlük planlarını ve toplantılarını yapıyor. Akşam olurken, Hindistan da bulunan 4 asistanına, yarın uyandığında masasında görmek istediği sunum/konuşma/araştırma isteklerini gönderiyor. Bu sayede CEO 24 saat çalışmış oluyor.

- Eh iyi bari gariplerim uyuyabiliyor.
- Aslında birçoğu uyuyamıyor efendim. Gündüzleri asistanlık yapan hintli genç arkadaşlar akşamları da üniversiteye gidiyor.

- Peki sana birşey soracağım. Sizin buraya taşeron olarak aldığınız her iş Amerika da bulunan bir kişiyi işsiz bırakmıyor mu?
- Başbakanım, kapitalizm böyle birşey işte. İşler en az maliyet / en kısa zaman / en iyi kalite ile yürüyebildiği bir yer bulduğu zaman oraya kayıyor. Şu anda tek tesellileri fikir kadrolarının, büyük patron kadrolarının kendilerinden olması.

- Bir bakıma sizi mutfak araçları, kendilerinide aşçı gibi mi görüyorlar diyorsun?
- Evet öyle de diyebiliriz. Ama en fazla 6 sene sonra görün bizi.

- Kendi girişimleriniz var yani.
- Evet, oyun yazılımı sektöründen tutunda daha başka bir çok alanda kendi girişimlerimiz de var.

- Sizin burada işler güzel, rayına oturmuş, istikrarı yakalamışsınız.
- Haklısınız işler güzel rayına oturdu yanlız istikrar konusunda korkularımız var. Sizin yaşadığınız terör sorunları ne yazık ki bizde de var.

- Hayret, insan bindiği dalı kesmez ama başkaları var o zaman.
- Efendim?
- Yok bişey yok.

- Seninle muhabbet iyiydi aslanım. Yolcu yolunda gerek…
- O sizin iyiliğiniz. Görüşmek üzere, bu arada BRIC e bekleriz…
(not: Bu dialog uydurmadır. Gerçeği için buraya)

Muhabbet zevkliydi ama dimi :D
Biliyorum karşınıza, “Yazılım İhracatı Yapalım”, “Mapsense girelim”, “Y jenerasyonuyuz biz”,”web 3.0 bizim işimiz”, “outsource dediğin nedirki gülüm” diye sürekli değişen bir gündem ile çıkıyorum.
Ama takip edilmesi ve hakkında bilgi sahibi olunması gereken o kadar çok şey var ki. En azından bir lokomotif etki yaratması dileğiyle, dilimin döndüğünce karalıyorum.

Taşeronluk üzerine araştırmalarım sürekli devam edecek ama yeni gündemim( eğer değişmezse) Bilişim de STK.

Bu arada yazının bitiş saati 23:07, başlangıç 20:38.
Aradaki fark: 2 saat 29 dakika.
Toplamda: 149 dakika.
36 dk ya bölersek. 149 / 36
Düz hesap 4 yapar.

Bu 4 rakamının anlamıda şudur. Ben bu yazıyı yazdığım süre içerisinde BRIC ülkelerinden olan Çin de 4 tane fabrika kuruldu. Gerisini siz düşünün artık.

Herkese İyi Çalışmalar…

Kaynaklar: google.com, bbc.com, Dünya Düzdür(Thomas L. Friedman)