Çoook eskilerden bir kasabada yaşayan köylü halkı ve bir de çok varlıklı karı koca varmış. Varlıklı karı koca uçsuz bucaksız tarlalara sahiplermiş ve bu tarlalarda köylüleri çalıştırıyorlarmış.
Emeklerinin karşılığınıda köylülere para olarak değil onların temel ihtiyaçlarını karşılayarak ödüyorlarmış. Belli dönemlerde de zengin adam çok uzakdaki şehire gidip eşi ve kendi için gerekli olan ihtiyaçları kısıtlıda olsa alıp geliyormuş.
Bir nevi kurdukları bir dünyada kendilerine bağlı, yaptıklarının karşılığında karnını doyurma ve ısınma hakkını alarak mutlu olan insanlar ile birlikte yaşamlarını sürdürüyorlarmış.
Bir gün köylülerden bir tanesi yaptığı tarla işi karşılığında aldığı tavuğu temizlemiş ve güzel bir ateş yakarak aç karnını doyurmak için kollarını sıvamış. Hazırladığı güzel sos karışımı ile de kızarmış tavuğu süsleyerek ortaya çok güzel görünen ve yemede yanında yat dedirten bir yemek çıkmış.
Tam o anda da karşıdan geçen zengin kadın bu tavuğu görmüş. Kendisi bu kadar güzel yemek pişiremediği için adamın yanına gitmiş ve “bu kızarmış tavuğu ver sana 2 tane canlı tavuk vereyim” demiş.
Köylüde tabi en mantıklı seçenek olarak kadının teklifini kabul etmiş. Ve kadın bu güzel nar gibi kızarmış tavuğu yemeye başlamış.
Tabi bu durum köylünün kafasında adını koyamadığı bir düşünceler silsilesi ortaya çıkarmış. Diğer arkadaşlarına da anlatmış ve zengin kadının yemek konusunda bir zafı olduğu kanaatine varmışlar.
O günden itibaren güzel yemekler yapanlar kadının teklifleri ile diğer köylülere göre daha varlıklı konuma gelmeye başlamışlar.
Yine bir gün yemek almak için bir köylünün evine gelen zengin kadın evin erkeğinin hazırladığı ahşap mobilyaları görmüş ve çok hoşuna gitmiş. Bu mobilyalardan kendisine de yapması karşılığında ona daha fazla ağaç kesme hakkı verebileceğini söylemiş ve adam kabul etmiş.
İlerleyen günlerde köylülerden bir kısmı evini yemekhaneye, bir kısmı ahşap mobilya satış yerine çevirmeye başlamış. İlk başlarda tek müşterisi zengin kadın olan köylülerin alışverişi kendi aralarında da gerçekleşmeye başlamış.
Bu ticari oluşum böyle sürüp giderken. Tarlada çalışan bir köylü yemek almak için köye dönmenin zor olduğunu ve herkesin akşama kadar yanlarındaki yiyeceklerin yetmediğinden yakındığını farketmiş.
Köylü o günden sonra tarlada çalışmayı bırakıp köyden tarlaya yiyecek servisi yapmaya ve bu servis hizmetinin karşılığında da yemek getirdiği kişilerin tarladan topladıkları ürünlerden pay almaya başlamış.
Bu alışveriş yemek satıcısının hem işini kolaylaştırıyor hemde tarlada olan ölü müşteri kitlesini canlı konuma getiriyormuş. Aynı zamanda tarlada çalışan köylülerinde gün içinde acıktıkları zaman yorulmadan yiyecek bulma ihtiyaçlarını karşılıyormuş.
Tabiki yeni ticari oluşumların çıkması ve her oluşumunda karşılıklı alışverişi kolaylaştırması insanların yaşam kalitelerini yükseltmeye başlıyormuş.
Ama bir yandan da tarlada çalışan kişilerin sayısının azalmasıda zengin olan karı kocayı etkiliyormuş. Gerçi seslerinide çıkarmıyorlarmış çünkü durumdan memnunlarmış. Kadın yemek yapmıyor, adam şehir den mobilya ve benzeri ihtiyaçları karşılamak zorunda kalmıyormuş.
Aslında zengin kadın ve güzel tavuk kızartan adam arasında geçen alışveriş, köyde yeni fikirler bulma adına büyük bir lokomotif etki yaratmış. Herkes köylülerin sorunlarını tespit edip bu yönde kendi yeteneklerini kullanarak kendilerine bir ekmek teknesi oluşturmaya başlamışlar.
Ve en sonunda halkın geçim kalitesi yükselmeye, zengin karı kocanın da yaptıkları harcamalardan dolayı zenginlikleri düşmeye başlamış. Ortayada kendi içinde çok iyi kurulmuş ticari zinciri olan demokratik bir köy topluluğu çıkmış.
############
Bu hikayeyi ilkokuldayken sınıf öğretmenimiz anlatmıştı ve özeti hayal meyal aklımdaydı ama yazmaya başlayınca benimde katkılarımla baya uzun bir yazıya dönüştü.
Hikayede de modellediğim gibi dünyamız uzun yıllar önce böyle bir ticari zincir oluşumunun sürecine içine girmiş ve bu süreçte yoluna devam ederek bugünlere gelmiş.
Her gün kurduğumuz “bu sefer tamam bitti artık başka sektör çıkmaz” cümlesinden sonra bir de bakıyoruzki cin fikirlinin biri bir proje buluyor. Projesi ile hem satıcının, hemde alıcının işini kolaylaştırıyor. Hem de kendisi bu aracılıktan para kazanıyor.
Ben bu projelere arkadaş arasındaki konuşmalarda “Araya Girme Projesi” diyorum.
Ve arkadaşlarıma söylediğim sözümü, hakancelebi.net aracılığı ile sizlerede söylüyorum.
“Etrafınızı çok iyi analiz edin. İnsanların ihtiyaçları belirleyin. Sahip olduğunuz yetenekler ile çakışan bir bölüm varsa hemen fikri projelendirin.”
![]()
Bir sonraki yazımda da, Araya Girme Projelerinin günümüzden örneklerine deyineceğim.
Devamı Gelecek Yani :D…
Yorumlarınızı bekliyorum mutlaka, herkese iyi çalışmalar…







yazınızda anlattığınız hikaye gerçekten çok anlamlı günümüz şartlarında gerçekten insana tekrar düşünülmesi gereken şeyler olduğunu gösteriyor.28 yaşındayım yıllardır yeni bir fikir bulmak için düşünüyorum bazen düşündüğüm projelerin gelişmiş versiyonlarını piyasada tam olmasada bnzerlerini görüyorum dediğiniz gibi çevremi analiz edp yeni bir fikir bulmaya çalışıyorum ve bir gün gerçekten bunu bulacağıma inanıyorum.
@şükrü
“İnsana tekrar düşünülmesi gereken şeyler olduğunu gösteriyor”
sözün çok doğru…
Çünkü günlük hayatımız içinde geçen, bir çok aktivite var ve hepside yeni bir projeye ışık tutuyor.
Özellikle web’in gücünüde projelerin içine dahil edersek, ortaya çıkan fikirlere heyecanlanmamak elde değil.
)
(böyle durumda ben sabaha kadar uyuyamıyorum
Dediğin gibi bazen düşündüğümüz fikirler piyasada yerini alıyor. Bu da gülsem mi? ağlasam mı? durumu yaratıyor.
Ama ben umutluyum, ülkemiz projeleri herşeye rağmen güzel gidiyor. Güzel şeyler olacak. Yeterki senin gibi iyi analizler yapalım, en azından dışarıya kapalı olmayalım…
Aziz Nesin’in zengin bir adamın malikanesinde geçen olayları anlattığı bir hikayesi vardır. Bu hikayenin bir versiyonu olmuş bu yazınız.Yine de emek vermişsiniz,emeğinize sağlık.Teşekkürler ve iyi kandiller kardaş.
Teşekkürler, sizede iyi kandiller…